|
Âdettendir, evde akşam yemekleri genellikle birlikte yenir. Diğer öğünler birlikte yenmiyor mu sanki?” diye soranlara nâçizâne cevabım şu olacak ki, HAYIR! Meraklı arkadaşların aklında “neden hayır?” diye bir soru oluşabilir onun cevabını da hemen vereyim: ÇÜNKÜ BİZİM EVDE ÖYLE! Bizim evde böyle olması herkesi bağlar mı o da ayrı bir mesele tabi ama araştırmacı kimliğime (!) dayanarak mevzunun bu şekilde olduğunu gözlemledim. (vatana millete hayırlı bir icraatım olsun istedim.) Akşam yemeği yenir; çocuklar “dersim çok annecim, ben odamda ders çalışıyorum.” ayaklarıyla; babalar “Hatun, ben bugün çok yoruldum sana kolay gelsin.” muhabbetiyle anneyi tezgahın üzerinde birikmiş olan dağ gibi bulaşıkla bir başına bırakıp birer birer mekânlarına çekilirler. Ama herkes için zamanla yarış başlamış; kronometre çalışmaya başlamıştır. Yine meraklı arkadaşların aklında hâsıl olabilecek bir sorunun cevabını da vermeyi kendimde bir borç olarak hissediyorum. Sebep şudur ki, akreple yelkovan arasındaki mesafe değiştikçe dizinin başlama saati yaklaşmaktadır. Haberler bitip spor haberlerini de kazasız belasız atlattıktan sonra “Şükür, nihayet başlayacak.” diye heveslenmeye başladıysanız henüz Türk medyasını tanıyamamışsınız... Daha önünüzde yedi dakika ellialtı saniye yirmibir saliselik (!) reklam kuşağı var! Henüz perşembe gününde olmanıza rağmen önünüzdeki hafta çarşamba günü yayınlanacak olan “reyting rekortmeni” dizinin reklamını da hesaba katarsanız bu sürenin bir buçuk katı kadar bir zaman dilimini daha gözünüzden çıkarmanız gerekiyor… Tüm reklam kuşaklarını haklayıp rahatça koltuğunuza uzanmışken, evin annesi dizi müziğinin başlamasıyla birlikte tüm aile eşrafının odaya birer birer düşmesini hayretler içinde fark eder ama artık “geçmiş olsun” diye düşünmesi gerekir çünkü bulaşıklar çoktaaaan bitmiş ve çay da demlenmeye başlamıştır. Merakla beklenen dizinin, bir hafta önceki özetini seyrettikten sonra yeni bölümle müşerref olabilirsiniz. Aslında dizilerin hepsi birbirine benziyor. (Yine meraklı arkadaşlar için bir açıklama yapıyorum -bu meraklılar da sıkmaya başladı beni- ya zengin oğlan fakir kız muhabbeti ya önceden yabancı dizilerde seyrettiğiniz saçma sapan olaylar ya mafya hesaplaşması ya da herhangi saçma bir olay… ) Ama hepsinin ortak bir özelliği var: olaylar zengin muhitte geçmekte! Anlayamadığım şu: Türk halkının büyük bir kısmının açlık veya yoksulluk sınırında yaşadığını bilmiyor mu bu yapımcılar? Bir grup “MUTLU AZINLIĞIN” dünyasını ballandırarak anlatıp duruyorlar?
Meraklı arkadaşlar; bunun cevabını da siz düşünün bakalım! |
|
|
sınav zamanlarında öğrencilerde görülen şuursuzluk halleri...
25/2/2007 tarihinde yazıldı.Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
|
SINAV ZAMANLARINDA ÖĞRENCİLERDE GÖRÜLEN ŞUURSUZLUK HÂLLERİ 1) uzunca bir süre devam eden “sınav silsilesi” eziyetinin ardından, ”bi daha sınavlara önceden çalışmaya başlıcam.” sözünün söylenmesi, sözü söyleyenin kendisinin de bu duruma inanmaması ve doğal olarak böyle bir sürecin hiçbir zaman işlememesi 2) sınavda sorulacağı kesin olarak bilinen ya da tahmin edilen bilgilerin bir kısmının öğrenilmesinden, ezberlenilmesinden inatla kaçınılması 3) inatla kaçınılan bu bilgilerin, en favori mekan olan olan sıralara büyük bir özenle yazılması; ayağa kalkıp, sıradakilerin fark edilip fark edilmediğini anlamak için kontrolde bulunulması;bununla da yetinilmeyip güvenilen bir arkadaşa “hişşşt, bakasana! belli oluyor mu?” sorusunun yöneltilmesi 4) zaman zaman kopye aracı olarak; selpak, silgi, hesap makinesinin arka yüzü, ulu orta açılmasında bir sakınca görülmeyen uzuvlara iliştirilmiş notların kullanılması(el ayası, kolun dirseğe kadar olan bölümü, vb.) 5) sınav yapacak olan bünyenin sınıfa gelip “notları kaldırın! sıraların üzerinde kopye varsa silin! Sıranızın altını boşaltın!” uyarısına karşılık hiiiç oralı olmamak 6) ”sen ! arkadan 2. sıradaki!” ya da “lacivert kazaklı arkadaşım! evet evet sen!arkandaki değil, sana diyorum! Bu sıraya geç arkadaşım...” sözünün bir an için halüsinasyon görülüyormuş gibi yorumlanması ve acı gerçeğin kabul edilmek istenmemesi 7) uyuşuk, istemsiz hareketlerle ve düşmüş bir yüzle “hatırlatma notları”nın olduğu sıradan hüzünlü bir şekilde ayrılış 8) arkadan 2. sıradan, en ön sıraya transfer olmanın verdiği garip iç gıdıklamasıyla sıraya alışma çabaları; sırayı öne-arkaya itileyerek yerleşme hareketlerinin vuku bulması 9) arkadaki “kader kurbanı”yla : -çalıştın mı? şu şu şu konuyu biliyor musun abi? kopyeler de kaldı sırada… ayvayı yedik, tadındaki kısa muhabbetlerin yapılması 10) soru kağıtlarının dağıtılmasıyla birlikte “istediğimiz sorudan başlayabilir miyiz?” ya da “sınav süresi ne kadar hocam?” gibi her sınavda yöneltilen soruların hocaya sorulması 11) sorulara göz gezdirilip, en arkadan 2. sıraya iliştirilen tüm “hatırlatma notlarının” soru olarak cevaplanmayı beklediğinin fark edilmesi 12) büzülmüş bir dudak hareketi eşliğinde, hafızada kalmış bilgi kırıntılarıyla soruyu kurtarma çabaları 13) "ah ülen, geçen gece Cenâbettinlere gidip batak oynayacağıma keşke şunu ezberlesiydim" şeklindeki gecikmiş hayıflanmanın yaşanması 14) sınav sonunda tam anlamıyla “DUMUR” halinin mevcut bulunması
15) sınavdan 32 dakika 56 saniye 18 salise sonra “amaaaannnn…na’palım beah!canımız sağolsun! ”artık önümüzdeki maça bakıcaz “ şeklindeki rahatlama cümlelerinin sarfedilmesi ve normal hayata adapte olma sürecinin başlaması… |
|
|