"ak"lanan "kara"...

30/8/2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

“Beyaz ;eşittir saflık” denirdi

Temiz diye bilinirdi

Etliye sütlüye karışmaz misaliydi .

Haindi oysa beyaz

Çok mağrurdu,

Gururluydu…

Kendinden başkasını barındırmazdı içinde

Renk verirdi hemen

Dışlardı onu…

 

Kötülüğün temsilcisiydi siyah

Mezarlıklara taşınan çelenklerin rengiydi o

Sevdiklerimizi alan” kara”  toprağın rengiydi

“Zalim” denirdi

Acımasızdı…

Acımazdı…

Acıtırdı…

 

Hiç düşünmedik oysa :

Siyah belli etmez

Kabullenir her şeyi;

Kendinden farklı olanı…

Mağrur da değildir aslında

Mağdurdur hatta…

Dışlamaz ;

 ama

dışlanır…

 

 

 

İnsan hangisi renklerden ?

Mağrur olan beyaz mı?

Kucaklayan siyah mı?

Yoksa?

Yoksa…

Ne siyah ne beyaz…

Yani…

Gri???

Ne garip şeylerdir düğün davetiyeleri…

Hele bir de eskiden kutu kutu pense elmamı yerse saçmalığını paylaştığınız , çılgınlar gibi saklambaç oynadığınız , mahalle arası futbol maçı yapıp da kıran kırana yarıştığınız bir arkadaşınıza aitse bu davetiye daha da bir garip gelir size…

Elinize ilk aldığınızda hınzır bir gülümseme belirir yüzünüzde.

“Ya bizim Şukufe/Nizamettin evleniyormuş yaaa…Vay anasını…” gibisinden hafif bir şaşırma ve biraz da iç gıdıklanması yaşanabilir bu durumlarda…

“Baksana yaşıtların evleniyor…. Eee sıra sana geliyor artık !”  zevzekliğiyle ortaya bir laf atan , kızım sana söylüyorum gelinim sen anla mantığından uzaklaşmış ve içinden geçeni alenen söylemiş bir kişinin ortamda peydah olma olasılığı da kuvvetle muhtemeldir.

 

Söylenen lafı işitmemişçesine açarsınız davetiyeyi.

Hemen hemen birbirinin aynıdır aslında davetiyeler.

Çünkü davetiye yazılarının da kendine göre bir raconu vardır.

Kartın en üstüne öncelikle gelinin adı yazılmalıdır.Daha sonra da damadın adı…

Burada amaç “bayanlara öncelik verdik , bakın kibarız biz “ mesajı olabilir belki de…

Gelin ve damadın adı , davetiyenin “giriş” bölümünü oluşturmaktadır.

Klasiktir ,meraka ve hayrete sebep olan oluşumlar genellikle gözlenmez.

Bizi asıl ilgilendiren kısım , hısım - akrabanın düğüne nasıl davet edildiğini incelediğimiz bölümdür.

Zira yazının kaleme alınma sebebi de budur…

 

Bazı yurdum insanı gayet sade ve anlaşılır ifadelerin kullanılmasını tercih eder:

 

*Ömür boyu sürecek mutlu birlikteliğimizin başlangıcında sizleri de aramızda görmekten onur duyacağız.

 

Bir kısım yurdum insanı ise olayın heyecanına çok fazla kapılmış ve hızını alamamış olsa gerek ki şöyle bir yazıyı kendilerine daha bir uygun görürler:

 

*Evet…Evet…Evet…Belki yüzlerce kez söyledik.Bizi evlendirecek olanı söylerken , aramızda olmanızdan mutluluk duyacağız.

 

 

Bir kısım gelin-güvey ise Manas Destanıyla yarışır uzunlukta cümle öbeklerinden haz duyar.Tabiat olaylarını aşklarına şahit gösterir , sevgi kelebeği şefkat pıtırcığı edasını kendilerine pek bir yakıştırırlar:

 

 

*Bir zaman tünelinin sonsuzluğunda

En güzel sevgiyi birlikte yaşadık

Her uçurumun kenarında ;

Birlikte meydan okuduk rüzgara

Ve gökyüzünden birer yıldız çalıp

Işık yaptık geleceğimize

Hayatımızın en güzel gününü

Siz sevdiklerimizle paylaşmak dileğiyle…

 

 

Zaman zaman kafiye düzeni insanı şaşırtacak derecede güzel bir biçimde kurgulanmıştır.”Vay anasını , nasıl da anlatmışlar sevgilerini !” diyerek haince bir gülümseyi yüzünüze yansıtmamak elinizde değildir:

 

*Sevdik birbirimizi

Evlendirin dedik bizi

Kırmadılar sözümüzü

Yapıyorlar düğünümüzü

Bu mutlu günümüzde

Bekleriz hepinizi

 

Kimi zaman , zevzeklikten ve gereksiz laflardan pek hoşlanmadıklarını tahmin ettiğimiz çift “kısa kes , Aydın havası olsun !” tarzındaki özlü sözle hısım – akrabayı davet eder düğüne :

 

*X ve Y düğün törenlerinde sizleri de aralarında görmekten mutluluk duyarlar…

 

(Buraya kadar zor tuttum kendimi. Buna da yorum yapmazsam çatlarım artık !  “Bizleri aralarında görmekten mutluluk duyacaklarmış !” …Sağolsunlar varolsunlar da , pardon ama , o hengamede benim gelip gelmediğimi mi gözetleyecesiniz ayol ! nasıl bir palavradır bu )

 

 

Bazı davetiyelerde “Allahın emri , peygamberin kavli “ tarzındaki söylemlerle karşılaşmak da olasıdır:

 

 

*Allah (c.c)’in  emri  Sevgili peygamberimiz (s.a.v)’in sünnetini yerine getirmek

İslam toplumunun temelini oluşturan

Aileyi teşekkül ettirmek için

 X ve Y ilk hayırlı adımı atmış bulunuyorlar

Bu hayırlı günde sizleri de

Aramızda görmekten mutluluk duyarız…

 

 

Bazen çılgın çiftlerle karşılaşmak da muhtemeldir.Bu ikilinin günlük hayattaki çılgınlık seviyesi hangi düzeydedir bilinmez fakat davetiyeleri oldukça ilginçtir ve “ay nerden gelmiş akıllarına bu ? hayallah…hi hi hi “  tepkisini vermenize sebep oldukları kesindir :

 

 

*Leyla ile Mecnunu görmemiş ,

Kerem ile Aslı’yı duymamış ;

Ferhat ile Şirin ‘ i bilmiyor olabilirsiniz.

Titanik’i de seyretmediyseniz

Bu fırsatı sakın kaçırmayınız.

Bu büyük aşkın nikah töreninde

Bizleri onurlandırmanız dileğiyle…

 

(Ben zaten nerden bilirim Aslı’yı Kerem’i ? Leyla ve Mecnun mu? O da nesi ? Benim zeka seviyesi halen  “Cin Ali Okulda” , “Ayşegül Tatilde” seviyesinde ! Titanik Mitanik bir şeyler demiş bunlar ? Ecnebice herhalde o da… )

 

Velhasıl kelam  -fikrimce -  tercih hangi davetiye türü olursa olsun ,  ilginçtir.

 Her türlü yoruma açıktır ...

 

Okumayı ilk öğrendiğimde tutuşturdular elime “cin ali” leri

“al canım,senin zekan şimdilik bunu anlamaya yeter diyorlardı “ sanki…

Küçüktüm,anlamıyordum her şeyi…

Açtım baktım kitapların hepsini,

Çöpten bir çocuk-ki bu çocuk kitabın asıl kahramanı olan ali-

Çöpten çocuğun yine kendi gibi çöpten olan “kanki” leri…

Ayşe;üçgen şeklinde eteği olan ve antene benzer birkaç kıvrımdan ibaret olan saçların sahibi…

Hoşuma gitti önce.

Okudum,hepsini bitirdim.

“hayat ne kadar eğlenceli “ dedim…

 

 

Birazcık büyüdüm.

“artık yeni hayatlara yelken açmalıyım” diye düşündüm

Ayşegül tatilde,Ayşegül okulda,Ayşegül orda,Ayşegül burda

Arasıra aksilikler gelse de ayşegülün başına

Dedim “bazen sorunlar çıkıyor demek hayatta,

Ama çözülüyor sorunlar eninde sonunda”…

 

 

Sonra biraz daha büyüdüm…

“dünya klasiğidir” dediler “bu kitap”.

Tabi bende de bir merak !

okumalı o zaman hemen kitabı alarak…

çok dokunaklı geldi ilk önce adı,

“sefiller”e içim oldukça acıdı…

Düşündüm “demek hayat gerçekten savuruyor insanı”…

 

 

Sonunda aldım başımı iki elimin arasına

Başladım kendi kendime düşünüp durmaya

Aslında insan kendi romanını kendi yazmalı

Romanın konusu da

“iyi yaşanmış bir hayat olmalı”…

Âlemin Âdemleri

12/3/2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

 

kocaman bir boşluk...

boşluğun içinde dönüp duran,

birbirini kovalayan,

bazen çarpışan,bazen patlayan,

sıcaklığı binlerce dereceyi bulan ya da

yüzeyinde kocaman buzullar olan binbir çeşit âlem...

 

bu âlemlerden bir tanesi de bizim âlem...

 

üzerinde yaşayan âdemler,

bu âlemden

daha

âlem...

 

 

Misafirliğin ayrı bir yeri ve önemi vardır hayatımızda…Kimisi ma-aile olarak yapılır, kimisi sadece bayanlar arasında… Saedece bayanlar arasında yapılan  bu gezintilerin ortak bir adı vardır: ”gün”…Fakat “gün” kelimesinin sonuna bir “ü” harfi, başına da bir kelime eklenerek yeni oluşumlar gözlenebilir:

Altın günü,

Dolar günü,

Avro günü,

Apartman günü,

Yasin günü... örnek olarak verilebilir.

Nedense, yabancı ülkelerin para birimleri kullanılış bakımında revaçta olan sözcüklerdir…

 

            Misafirlerin eve teşrif etmesinden 3 gün önce, ev sahibesinin telaşı, kafa karışıklığı başlamıştır. Zira,beyin kurcalayan ve insanı huzursuz eden bir takım sorular vardır:

 

1)misafire ne ikram edilmeli

2)temizlik işine ne zaman girişilmeli,nereler temizlenmeli

3)gelecek olan misafirlerin sevimli ve fakat yaramazlık hususunda en üst seviyeye erişmiş olan çocuklarından kaynaklanan zarar en az seviyeye nasıl indirilmeli???

 

“Misafir umduğunu değil bulduğunu yer.” atasözü çarçabuk bir kenara atıldığı için, 1. maddenin cevabı oldukça alengirlidir. ”Kaç çeşit pasta yapılmalı, kaç tatlı kaç tuzlu olmalı, geçen gün Müberra hanımdan alınan tarif risk alınarak ilk kez denenmeli mi, yaş pasta evde mi yapılmalı yoksa pastaneden hazır mı alınmalı, evde yapılırsa kıvamı tutturulabilir mi (zira bu “yaş pasta” boru değilir,onlarca insana ikram edilecektir, bir yerde “kapak olma” durumu da göze alınmalıdır) şayet “kapak olma” vaziyetini göze almak yerine, yaş pasta pastaneden alınırsa kolaya kaçmış gibi olunur mu?”  vb. cevabı zor birçok soru mevcuttur…

 

2. maddenin düşünce boyutundan çıkıp eyleme dönüşmesi fazla vakit almamaktadır. Hem temizlik yapılıp hem de 1. maddenin cevabı düşünülebilir.

 

Temizlik esnasında takip edilecek işlem sırası şöyledir: toz alınır, yerler silinir, halılar süpürülür, tuvalet-banyo ve lavobolar akpak edilir, havlular yenilenir, kullanılmamasına rağmen atmaya kıyılamadığı için evde bekletilen eski eşyalar arka odalara transfer edilir…

 

3.madde ise diğer 2 ögeye göre daha kolay bir şekilde çözümlenebilir. Zira ev sahibesinin hali hazırda yıllardan beri mevcut olan kızından yardım alınabilir. Şayet dişi bireyin kızı yoksa veye kız arıza çıkarıyorsa, komşunun veya yakın bir akrabanın kızı da bu iş için biçilmiş kaftandır. Aslında bu kıza yardımlarından ötürü “asistan kız” ismi de verilebilir. Çok şık ve yerinde bir jest yapılmış olur. (tabi bu şekilde kızı tava getirmek daha da kolay bir hale gelmiş olabilir…)

 

 

Yukarıda anlatılanları formülüze edecek olursak;

 

Misafir = ikram + temizlik + yaramaz çocukları geri püskürtmek

 

Şeklinde bir denklem elde edebilir…